Yirminci yüzyılın başlarında yaşamış İstanbullu yazar Ahmet Rasim, “Lüfer sözünü duyup da dönüp bakmayacak İstanbullu farz edemem,” diye yazmıştı. Bu, basit bir gastronomik tercihin ötesinde, bir aidiyet beyanıydı. Rasim için lüferi tanımak, İstanbullu olmaktı. Bugün bu sözler, bir uyarı niteliği taşıyor: Şehrin en değerli ikonlarından biri, gözlerinin önünde yok oluyor ve pek çoğu dönüp bakmıyor bile… İstanbul’da sonbahar, yaprakların sararmasıyla değil, Boğaz’ın sularının gümüşi bir parıltıyla canlanmasıyla başlar. Bu parıltı, lüferin gelişinin habercisidir. Ancak bu...




