Son zamanlarda katıldığım birçok toplantı, konferans ve etkinliklerde, konuşulan konu başlıklarının, verilen molalardaki durum değerlendirmelerinin, toplum olarak bizleri gerçeklikten uzaklaştırıldığını gözlemliyorum. Herkesin bir şeyler söyleme telaşı içinde olduğu bu ortamda, ne yazık ki, dile getirilen çoğu konu somut bilgiye dayanmıyor, kavram karmaşası içinde kayboluyor ve herhangi bir sonuç üretmeden etkisini yitiriyor. Bunu sadece gözlemlemekten ziyade bariz gördüğüm bazı yalan yanlış belge ve paylaşımların gerçekmiş gibi servis edilmesinin bu konuyu biraz irdelememize, sebeplerini konuşmamıza ve kafa yormamıza değer olduğuna inandım. Gerçek olmayan bir belgeyi yayınlayan ve paylaşan kişilere bunun doğru olmadığını somutlaştırdığımda “Öyle gerekiyordu” savunması ise beni derinden etkiliyor.
Günümüz dünyasında “gerçek” kavramının, teknolojik gelişmeler, dijital medya, yapay zekâ ve post-truth (hakikat sonrası) çağının etkisiyle oldukça karmaşık ve tartışmalı bir hâl aldığı da bir gerçek. Sözlük anlamıyla gerçek, el ile tutulup göz ile görülecek biçimde tam anlamıyla, varlığı hiçbir biçimde yadsınamayan, bir durum, bir olgu, bir nesne ya da bir nitelik olarak var olan şeydi. Peki bu somut kavram neden sosyal hayatta bir karmaşıklığa yol açıyor ve neden herkes kendi doğrusunu mutlak gerçek olarak ortaya koyma çabası içine giriyordu.
Bu karmaşıklığı birkaç ana başlıkta ele alabiliriz:
1. Gerçeğin ve algınının ayırımı
Günümüz dünyası artık gerçeğin kendisinden çok, onun nasıl algılandığıyla ilgileniyor desek yanlış olmaz. Sosyal medya, haber portalları, algoritmalar sayesinde insanlar artık kendi inançlarını pekiştiren bilgi baloncuklarında yaşıyor. Bu da objektif gerçekliğin önüne, kişisel ya da grup temelli “gerçekliklerin” geçmesine neden oluyor.
2. Dijital gerçeklik ve sanal dünyalar
Artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR), metaverse gibi kavramlarla, fiziksel dünyanın dışında da “gerçeklikler” yaratılıyor. Bu tür deneyimler, insanların “gerçek” olanla “kurgusal” olan arasındaki farkı sorgulamasına neden oluyor.
3. Post-truth çağı
2016’dan itibaren sıkça kullanılan bu kavram, duyguların ve kişisel inançların, objektif gerçeklerden daha etkili olduğu bir dönemi tanımlar. Bilgi bolluğu içinde insanlar, doğruluğu değil; hoşlarına giden, inandıkları şeyi destekleyen “gerçekleri” benimsiyorlar.
4. Yapay zekâ ve Deepfake teknolojileri
Görüntülerin, seslerin, hatta yazıların sahte olarak üretilebildiği bir çağdayız. Bu da “gördüğüm şey gerçektir” algısını yıkıyor. Bir videoda bir liderin bir şey söylediğini duymak artık “kanıt” olmaktan çıkıyor.
5. Felsefi açıdan gerçek
Felsefede gerçek kavramı her zaman tartışmalı olmuştur. Günümüzde ise daha çok göreli gerçeklik (relativism) ön plana çıkıyor. “Benim gerçeğim” kavramı giderek yaygınlaşıyor ve mutlak bir gerçekliğe olan inanç zayıflıyor.
Yukarıda saydığım ana başlıklarda da görüleceği üzere günümüz dünyası artık gerçekliğin peşinde olmaktan ziyade doğruluğu değil; hoşlarına giden ve inandıkları şeyi destekleyen “algıları” benimseme eğilimine yönlendiriliyordu. Yani günümüzde “gerçek”, nesnel bir hakikat olmaktan çıkıp, kişisel, dijital ve manipüle edilebilir bir şey hâline geliyordu.
Aslında Gerçek ve algı birbirinden ayrı gibi görünse de, insanlığın geleceğe taşınmasında birlikte önemli roller oynarlar. Ancak üzerinde durmak istediğim gerçekleri kontrol etmenin zorluğu ama algıyı yönetmenin mümkün olduğudur. Algımız duyu organlarımız tarafından alınan uyarıcıların beyin tarafından yorumlanıp anlamlandırma sürecidir ve yönlendirilebilir. Doğru yönlendirildiğinde ve gerçekle buluşturulduğunda somut sonuçlar doğurabilir. Ama gerçekle buluşturulduğunda. Tıpkı Robert H. Waterman’ın dediği gibi “gerçekleri öğrenin, analizini yapın, sonra da doğru hissettiğinizi yapın.”
Benim üzerinde durmak istediğim asıl asıl tehlike ise toplumun bilinçli olarak gerçeklikten koparılması ve istenilen doğrultuda istenildiği gibi yönlendirilmesi. İnsanın gerçeklikten koparılarak yalan söyleyen hayal dünyalarını gerçekmiş gibi sunmaya eğilimli bireyler haline getirilmeleridir. (Mitomani)
Birçok düşünür, fütürist, filozof ve hatta bazı bilim insanları, insanlığın bilinçli olarak gerçeklikten koparıldığını ve bunun yeni bir evreye geçişin parçası olduğunu düşünüyor. Haksız da sayılmazlar. Çünkü gerçeklikten koparılma, modern dünyada sıkça kullanılan bir politika aracı haline geldi. Buna bazen “algı yönetimi”, bazen “hakikat sonrası siyaset” (post-truth politics) diyebiliriz. Bu strateji, bireylerin ve toplumların gerçek yerine inandıkları şeylere göre hareket etmesini sağlamak için kullanılır. Sorgulamak, basit ve sade yaşamak, bilgiyle duyguyu ayırt etmek bu dönemin en radikal eylemlerden biri hâline gelmesi bu yüzden olabilir. Belki de oluşturulmak istenen yeni insan, biyolojik bir varlık olmaktan çıkacak, daha çok dijital-mental bir forma evrilecek.
Peki gerçeklikten koparsak ne olur?
Kişisel düzeyde:
* Akıl sağlığımız zedelenebilir
* Gerçek ve hayal arasındaki çizgi silindiğinde, paranoya, anksiyete, hatta psikolojik kırılmalar yaşanabilir.
* Sürekli değişen “gerçekler” zihinsel dengemizi bozabilir.
* Dijital kimlik, biyolojik kimliğin yerini alabilir.
* Kendi bedeninden çok,avatarına bağlanan bir birey profili oluşur.
* Kendini gerçek dünyada değil, sanal dünyada hisseder.
Toplumsal Düzeyde:
* Manipolasyona açık toplumlar oluşur
* Gerçeklikten kopmuş bir toplum, artık veriyle değil, duygularla yönetilir. Bu da kitlelerin kolayca yönlendirilmesine neden olur.
* Gerçek bilgiye ulaşmak neredeyse imkansızlaşır
* Herkesin kendi “gerçeği” olur, ama ortak bir hakikat kalmaz.
* Bilim, hukuk, adalet gibi sistemler çöker
* Toplumsal çöküş hızlanır
* Gerçeğe dayanmayan kararlar, ekonomik krizleri, savaşları, ekolojik felaketleri beraberinde getirir.
Burada sorulacak soru şu: İnsan gerçeklikten koparılmak mı isteniyor, yoksa bunu bizzat kendisi mi istiyor? Artık gerçekler değil, hikâyeler, duygular ve inançlar mı daha fazla belirleyici olacak? Kontrolsüz bir kopuş bizi yıkıma mı götürecek? Yoksa gerçekleri öğrenerek ve analiz yaparak kararlar alıp bizleri bekleyen tehlikelerden kurtulmak mı isteyecek?
İşte bu soruların cevabı geleceğimizi belirleyecek ve hangi yöne evrileceğimizi zaman gösterecektir.





